Türkler tarih boyunca astronomiye, gökbilimine ilgi duymuştur. Türklerin bu ilgisi gökbilimi konusunda yaptıkları çalışmalar ile kendini göstermiştir. Türklerin özgürlüğe olan tutkuları havacılık alanında da başarılı olacaklarının bir göstergesi olmuştur.
Bu çalışmalar sonucunda elde edilen yön tayini, hava durumu, ay ve güneş tutulmaları gibi olaylar Türklerin bilimsel olarak açıklayabildiği hadiselerdendir. Mesela, Hezarfen Ahmet Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi Türklerin havacılıkta başarılı olacaklarının birer göstergesi olmuştur.
Hezarfen Ahmet Çelebi planör benzeri bir araçla İstanbul Boğazı üzerinde uçarak Türk ve dünya havacılık tarihinde oldukça önemli bir hadiseyi gerçekleştirirken, Lagari Hasan Çelebi’de roket tarzı bir uçuşu hayata geçirmiştir.
Türkler, 1911 Trablusgarp Savaşı’nda, İtalya’nın, Türklere karşı savaş aracı olarak uçağı kullanması üzerine, uçağın kullanan tarafa sağladığı avantajı ve üstünlüğü görmüştür. Bu durum, güvenlik açısından endişe duyan Türkiye’nin, bu alanda kendisini geliştirmesi için itici bir etken olmuştur. Özellikle 20. yüzyıl gelişen silah teknolojisi göz önüne alındığında güvenlik açısından Türkiye için havacılık daha da önem kazanmıştır.
Türk Tayyare Cemiyeti, 16 Şubat 1925 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde Ankara’da kurulmuştur. Cemiyetin gayesi olarak da “Türkiye’de tayyareciliğin askeri, iktisadi, içtimai ve siyasi ehemmiyetini tanıtmak ve bu maksatla tayyareciliğe lüzumu olan insanları ve malzemeyi çoğaltmak ve Türk gençliğinde tayyarecilik aşkını uyandırmaktır” olarak belirlenmiştir. Atatürk, Türk Tayyare Cemiyeti’ni kurarak projelerinden birini daha hayata geçirmiştir. Cemiyet 1935 yılında “Türk Hava Kurumu” adını almıştır.
Cemiyet, kısa sürede bir sivil toplum hareketine dönüşmüştür. Türk halkı cemiyete maddi ve manevi katkıda bulunmuştur. Bu dönemde yolu olmayan, ulaşım imkanları zorlukla sağlanan ülkenin en ücra yerlerinden bile Türk Tayyare Cemiyeti’ne inanılmaz ölçüde bağış ve yardımlar yapılmıştır. Türk halkı ürünün bir kısmını, hayvanını, arazisini, maaşını, evlenme yüzüklerini, gelinliğini ve hatta kefen parasını dahi kuruma bağışlayarak havacılık sektörüne dünyada hiçbir milletin sağlayamadığı desteği sağlamıştır. Türk Tayyare Cemiyeti, İstiklal Harbi’nden yeni çıkmış, yorgun ve yoksul bir halkın, gerçekleştirilmesi zor olan maddi-manevi desteğiyle hayat bulmuştur. Bu destek sayesinde ilk 10 yıl içinde 351 uçak satın alınarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağışlanmıştır.
3 Nisan 1926'da ise Türk havacılığının ihtiyacı olan teknik personelin eğitilmesi için de “Tayyare Makinist Mektebi” açılmıştır.
“İstikbal Göklerdedir!” ifadesi o yılların coşkusu içinde söylenen sadece güzel bir söz değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne konulan bir hedeftir. Bu amaçla 3 Mayıs 1935'de Türkkuşu kurulmuştur. Atatürk'ün manevi kızı ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha Gökçen’de bu kurumun yetiştirdiği bir değerdir.
Atatürk Dönemi’nde Türk havacılığında önemli atılımlar yapılmıştır. Atatürk, milletin havacılığa olan ilgisini sürekli canlı tutmayı başarmıştır. Vefatından sonraki dönemde Türk hava sanayisinin bir duraklama süreci yaşaması kendisinin havacılıkta üstlendiği rolü de ortaya koymaktadır.