9. Uluslararası Atatürk Kongresi Bildiriler
Latest Publications


TOTAL DOCUMENTS

93
(FIVE YEARS 93)

H-INDEX

0
(FIVE YEARS 0)

Published By Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları

9789751747945

Author(s):  
Kurtuluş KAYALI

Kemalizmin algılanışı zaman içinde farklılaşmıştır. Kemalizmin düşünsel çerçevesinin çizilmesi 1930’lu yıllarda gerçekleşmiş ve açılımı 1940’lı yıllarda belli bir görünüm almıştır. Kemalizm bu çerçevede gelişirken doğal olarak farklı yorumlara uğramıştır. Ancak 1960’lı yıllarda mesele daha genel bir çerçevede mütalaa edilip birörnek sayılabilecek, birbirine yakın ve yatkın bir Kemalizm anlayışı gündeme gelmiştir. Sözü edilen yorum sosyalizm ile Kemalizm arasında bir ilişki kurmak şeklinde tezahür etmiştir. Ancak bu yorumun daha akademik tarafını Niyazi Berkes ve Tarık Zafer Tunaya’nın metinlerinde, daha ideolojik tarafını da Fethi Naci ve Çetin Altan’ın yazdıklarında bulmak mümkündür. Değişimin genel fotoğrafı Sezai Karakoç’un Kemalistlerin sosyalistleşmesi yorumunda somutlaştırabilir. Bir otuz yıllık süreç içinde sözü edilen anlayış belli bir mecrada mahiyeti fazla değişmeden devam etmiştir. Bu tarz bir yorum çerçevesinde Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk ve Şevket Süreyya Aydemir’in yaklaşımları da düşünülebilir. Hatta bu doğrultuda Cahit Tanyol’un yazıları da mütalaa edilebilir. Bu arada onun yazmayı tasarladığı Türk Marksizm’ine Giriş bu anlayış çerçevesindedir. Bir otuz sene sonra Kemalizmin bir biçimde sosyalizmle iç içe geçmiş yorumu farklılaşmış ve Kemalizm sosyalizmden soyutlanmış ya da bir ölçüde ayrıştırılmış hale gelmiştir. Dönem aynı zamanda sosyalizmin etkisinin azaldığı, sosyalizmin dünya ölçeğinde çözüldüğü bir tarih kesitidir. Daha liberal yaklaşımların gündeme gelmesi söz konusudur. Aynı zamanda Kemalizmin eleştirisinin yaygınlaşması gündemdedir. Bu eleştiri sosyalizmin Kemalizmden ayrıştırılma teşebbüsünden bir süre sonra gündeme gelmiştir. Dolayısıyla geçmiş dönemden fazlasıyla farklılaşmış bir Kemalizm algısı oluşmuştur. 1960’lı yılların Kemalizm eleştirisine göre daha sığ bir Kemalizm eleştirisi belirdiği gibi, daha problemli bir Kemalizm savunusu ortaya çıkmıştır. Dönem aynı zamanda milliyetçiliğin de 1960’lı yıllardan farklı bir şekilde anlaşılmasını beraberinde getirmiş, bu nedenle de 1960’lı yılların sosyalist entelektüelleri bile milliyetçi ve muhafazakâr olarak görülmüşlerdir. Özet olarak sol bir Kemalizm yorumundan soldan büyük ölçüde arındırılmış bir Kemalizm yorumuna geçilmiştir. Hatta 1990’lı yıllar ve sonrasının Kemalizm yorumu 1960’lı yılların sonrasındaki sağ Kemalizm anlayışından düşünsel anlamda daha sağda yer almaktadır. Bu bildirinin konusu da bu iki dönemdeki Kemalizm olgusunun derinlemesine tartışılmasıdır.



Author(s):  
Ramil ZALYAEV
Keyword(s):  

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin Türkiye’nin bağımsızlığı için yürüttüğü Millî Mücadele, Millî Mücadele’nin zafere ulaşması, kazanılan zaferden sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve gelişimi, dünyada I. Dünya Savaşı’ndan sonra gelen dönemin büyük siyasî olaylarıdır. 1922-1934 yılları arasında Moskova’da Rus dilinde yayınlanan gazete, dergi ve kitaplarda Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’nin Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yürütülen Millî Mücadelesi, Millî Mücadele’de kazanılan Zafer, Barış, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve gelişmesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İnkılâpları, Türk-Sovyet ilişkileri ile ilgili konulara yer veriliyordu. Bununla birlikte, bazı yayınlarda yer alan metinleri daha da konkreleştirmek için yayınlara resimler ve fotoğraflar ilave edildi. 1922-1934 yılları arasında Moskova’da Rus dilinde yayınlanan “İzvestiya” [Haberler] gazetesi, “Ogonyök” [Işık] dergisi ve bazı kitaplar Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın fotoğraf ve resimleri de yayınlandı. Her resim ve fotoğraf, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, gelişmesi ve kuvvetlenmesi ile ilgili belirli tarihi ifade ediyor. Sovyet Rusya Hükûmeti 1922-1934 yılları arasında Moskova’da Rus dilinde yayınlanan bazı gazete, dergi ve kitaplarda, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın resimlerini ve fotoğraflarını yayınlayarak, okuyucuları Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile tanıştırmak ile birlikte, Millî Mücadele döneminde ve Cumhurbaşkanı olarak ta 1922-1934 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından yapılan muazzam çalışmalarını da onlara göstermek ve anlatmak istemiştir. 1922-1934 yılları arasında Moskova’da Rus dilinde yayınlanan İzvestiya gazetesinde, Ogonyök dergisinde ve bazı kitaplarda yayınlanan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bazı resimleri ve fotoğrafları, Onun tarafından sosyal, iktisadi, askerî alanlarda yapılan çalışmaları, Türk-Sovyet, Türkiye-Azerbaycan ve Türkiye-Afganistan ilişkilerini yansıtıyor. Bununla birlikte, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün portre ve fotoğrafların Sovyet Rusya’daki gazete, dergi ve bazı kitaplarda yayınlanması, Rusya Sovyet Hükûmetinin Dış politikasında Türk-Rus ilişkilerinin önemli bir yeri olduğunu gösteriyor.



Author(s):  
Erol ÇİYDEM
Keyword(s):  

Mustafa Kemal Atatürk, farklı zamanlarda ve mekânlarda yapmış olduğu konuşmalarda eğitim alanında yapılması gerekenler hakkında birçok açıklamada bulunmuştur. Elbette Atatürk’ün bütün konuşmaları ve icraatları içerisinde eğitim ve kültür alanında yapmış olduğu inkılaplar Türkiye’nin eğitim tarihinde önemli dönüm noktalarını oluşturmaktadır. Şimdiye kadar birçok çalışmada Atatürk’ün söylev ve demeçleri ya da 1921 yılında toplanmış olan Maarif Kongresi üzerinden Atatürk’ün eğitime bakış açısı ve verdiği önem konu edinilmiştir. Ancak Millet Meclisi’nin açılışından Atatürk’ün vefatına kadar geçen süreçte Meclis’in her yasama yılı açılışında konuşma yapan Mustafa Kemal Atatürk eğitim alanındaki uygulamalar ve hedefler hakkında önem arz eden açıklamalar yapmıştır. Onun bu açıklamaları Millî Mücadele Dönemi’ni de dâhil edersek Türkiye’nin yaklaşık ilk yirmi yıllık eğitim tarihini ortaya koymakla birlikte sonraki yıllar için de eğitim ve kültürel alanda izlenmesi gereken yol ve yöntem hakkında ayrıntıları barındırmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, Atatürk’ün 1920 ile 1938 yılları arasındaki Meclis Açılış Konuşmalarını Türk Eğitim Tarihi açısından analiz etmek ve değerlendirmektir. Eğitim, Mustafa Kemal Atatürk’ün düşün dünyasında toplumsal modernleşmenin başlıca aracı, medeniyete giden yolda başlıca vasıtadır. Süreç içerisinde Atatürk’ün eğitim alanında planlı ve programlı bir inkılap hamlesini yürürlüğe koyduğunu gösteren metinler toplumsal ilerleme idealinin eğitim alanındaki uygulamalara dayandırılmak istendiğini ortaya koyan ifadeleri barındırmaktadır. Sadece belli bir toplumsal sınıf ya da grubun değil, toplumun tüm bileşenleri ile aydınlatılmak istendiği, metinlerde aşikârdır. Çalışmada yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden tarihsel araştırma metodu kullanılmıştır. Veri analizinde ise doküman analizi yöntemi kullanılmıştır.



Author(s):  
Hüseyin DOĞRAMACIOĞLU

Mustafa Kemal, Sivas’taki İrade-yi Milliye gazetesinin matbaasını Ankara’ya getirerek 10 Ocak 1920‘de Hâkimiyet-i Milliye gazetesini kurar. Bu gazetede editörlük ve köşe yazarlığı yapar. Bazen Mustafa Kemal imzasıyla bazen de imzasız yazılarında Millî Mücadele’yi ve işgalleri anlatan yazılar kaleme alır. Osmanlı harfleriyle basılan gazetedeki bu yazılarını Millî Mücadele zaferle sonuçlanana kadar devam ettirir. Mustafa Kemal’in bu makaleleri üzerinde az da olsa incelemeler yapılmış fakat bunlar günümüz harfleriyle henüz basılmamıştır. Bu çalışmada Mustafa Kemal’in Hâkimiyet-i Milliye’deki köşe yazıları üzerinde durulacaktır. Hâkimiyet-i Milliye Millî Mücadele yıllarında kamuoyu oluşturmak ve halkın Millî Mücadele’ye katılımını sağlamak amacıyla yayımlanmıştır. Anadolu ve İstanbul işgal altındayken yazıların birçoğu Mustafa Kemal imzasıyla veya yıldız işaretiyle yayımlanmıştır. Başlangıçta yazıların isimsiz ama yıldız işaretiyle yayımlanmasının sebebi hakkında çeşitli düşünceler söylenebilir. Mustafa Kemal, bu gazetenin “Anadolu’nun Sesi” olduğuna inandığı için ve gazetenin belli bir grubun değil, bütün Anadolu’nun simgesi olduğunu göstermek için yazıların altına ismini koymamıştır, denilebilir. Ayrıca bu gazete vasıtasıyla içinde bulunulan dönemde işgal kuvvetlerinin başlattığı propagandalara karşı halk uyarılmıştır. Hâkimiyet-i Milliye’de dış politikamızın nasıl olması gerektiği hakkında da yazılar yayımlanmış ve Avrupa’nın ikiyüzlü olduğu ve biz Türkleri sevmedikleri sık sık vurgulanmıştır. Bu yazılar vasıtasıyla Mustafa Kemal’in Avrupa’ya nasıl baktığı ve Batı ülkelerine karşı neler düşündüğü de anlaşılmaktadır. Özellikle başyazılar üzeride yapılmış olan bu incelemede görülen şudur ki gazete vasıtasıyla Millî Mücadele günbegün takip edilmiş ve halk işgallere karşı bilinçlendirilmiştir. Mustafa Kemal’in imzasız yayınladığı bu başyazılar, Millî Mücadele’ye rehberlik etmiştir. Ayrıca, millî bilinci zinde tutan diğer yazılar vasıtasıyla da istiklâl mücadelemiz halka duyurulmuştur. Gazetede hemen her konuda halkı bilgilendirmek için yazılar yazılmıştır. İktisadî, askerî, kültürel ve diğer farklı konularda yazılan yazılarda Millî Mücadele sonrası kurulacak Türkiye’nin fikrî temelleri atılmıştır. Böylece hem Millî Mücadele’nin başarıyla sürdürülmesi sağlanmış hem de toplumsal kültürlenme süreci hızlandırılmıştır. Gazete, bir yandan Millî Mücadele’yi yürütme vazifesini yerine getirirken diğer yandan da sosyal meselelerle ilgilenmiştir. Yetimlerin durumu, gençlik ve evsizlik gibi sosyal meseleler de gazetede kendine yer bulabilmiştir. Böylesine yelpazesini geniş tutan bu gazete kendisini halkın sesi olarak görmüştür. Zaten Mustafa Kemal bu gazeteye isim seçerken önce “Anadolu’nun Sesi” adını vermiş fakat sonradan “Hâkimiyet-i Milliye” adında karar kılmıştır.



Author(s):  
Serkan TUNA

Balkan Antantı Basın Konferansları, 9 Şubat 1934’te kabul edilen Balkan Antantı’nın yol açtığı önemli gelişmeler arasında yer almaktadır. Birincisi 1936 yılında Bükreş’te düzenlenen bu konferanslar daha sonra 1937’de Atina, 1938’de İstanbul ve son olarak 1939’da tekrar Bükreş’te yapılmıştır. Bu dört konferansa, Balkan Antantı’na üye ülkelerin basın yöneticilerinin yanı sıra önemli gazeteciler de katılmıştır. Bu durum, konferanslara dolayısıyla basına ne denli önem verildiğini göstermektedir. Bu konferansların amacı, Balkan basını aracılığıyla Balkan milletlerinin birbirlerine yakınlaşmasını sağlamak ve böylece Balkan Antantı’nı güçlendirmektir. 1936 yılında Bükreş’te yapılan ilk konferansta, Balkan Basın Birliği kurulup bir nizamname kabul edilerek Balkan basını arasındaki bağların güçlenmesi yolunda ciddi bir adım atılmıştır. 1937 yılında Atina’da düzenlenen ikinci konferansta basın yardımıyla ilişkilerin geliştirilmesi adına çeşitli kararlar alınmış ve Balkan Basın Birliği’nin ne denli önemli olduğu vurgulanmıştır. Alınan kararlar doğrultusunda kamuoyunu bilgilendirmek için birçok yayın yapılmış ve Balkan haberlerine öncelik tanınmaya çalışılmıştır. Bunların yanı sıra, radyo programları gerçekleştirilmiş, geziler düzenlenmiş ve ülkeler arasındaki bağların güçlendirilmesinin önemine dikkat çekilmiştir. 1938 yılında İstanbul’da düzenlenen üçüncü konferansta ise, ikili ilişkileri geliştirmeye yönelik kararların yanı sıra Yugoslavya delegesinin dört Balkan ülkesi için yaptığı İsviçre benzetmesi öne çıkmıştır. Ayrıca Hatay tüm Balkanlıların ortak bir davası olarak nitelendirilmiştir. Böylece İstanbul’daki konferans birliğin gelişmesine yönelik kararların dışında güçlü siyasi vurgusuyla da dikkati çekmiştir. Balkan Basın Birliği’nin 1939 yılında Bükreş’te gerçekleştirilen dördüncü ve son konferansı ise, İkinci Dünya Savaşı’nın giderek yaklaşmakta olduğu bir süreçte toplanması dolayısıyla beklenen etkiyi yaratamamıştır. Tüm bu yönleriyle Balkan Antantı Basın Konferanslarını, basının gücünden hareketle ortaya çıkan ve Balkan Antantı’nın güçlendirilmesi yolunda önemli kararların alınıp çeşitli faaliyetlerin yürütüldüğü bir girişim olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak gerek maddi olanaksızlar gerekse koordinasyon konusundaki sıkıntılar konferanslarda alınan kararların tümüyle hayata geçirilmesini engellemiş ve bu açıdan Balkan Basın Konferansları beklentileri kısmen karşılayan bir girişim olarak tarihteki yerini almıştır.



Author(s):  
Sevinç ALİYEVA
Keyword(s):  

Kafkaslar’da Sovyet hâkimiyetinin nihai tesisinden ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin zaferinden sonra bölgedeki mevcut rejimler değişmiş ve ülkelerin içtimai ve siyasi yaşamında önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu gelişmeler ister istemez Sovyetler Birliği’ndeki yabancı devletlerin tebaası olan insanların hayatını da etkilemiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Türkler, Ermeniler, Yunanlılar da dahil olmak üzere Kafkasya'ya çeşitli Osmanlı tebaası geldi. Türkiye türklerin Kafkasya’da durumunu ve bunların Sovyet döneminde Kafkasya’dan tahliyesini inceleyeceğiz. Yabancı devletlerin Sovyet Rusya’ya müdahalesi sırasında yeni rejim; ülke içinde yaşayan yabancı devlet tebaasının güvenlik açısından büyük sorun olduğu kanaatine vardı. Ne var ki 1920-1930’larda onların yabancı devletler lehine istihbarat faaliyetlerinden rahatsız olmaya başladı. Sovyet öncesi dönemde Kafkasya’da yaşayanlar ağırlıklı olarak öğretmen, molla, asker, savaş esirleri ve diğerleri idi. Sovyet rejimi Türk öğretmeleri Müsavat Partisi ideolojisine ve Türk istihbaratına hizmet eden bireyler olarak görüyordu. Makalede Rusya, Azerbaycan ve Dağıstandaki arşiv belgelerinbe dayanarak aşağıdakiler incelenecektir: 1920-1930 yıllarında Bakü’de yaşayan Türk tebaanın evlerinde arama işlemleri yapılması, kapıların mühürlenerek eşyaların müsadere edilmesi. Bu gelişmeler karşısında TBMM’nin Azerbaycan’daki Temsilcisi Lütfi’nin harekete geçmesi. Dağıstan’da büyük miktarda Türk altın parası ele geçirilmesi. Haydar Tağızade, Süleyman Nuri, İsmail Hakkı Türkiye lehine casusluk faaliyetlerinde ithamlar. Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Dağıstan’dan Türkiye’ye göç etmek isteyen Müslümanların göçü Şükrü Bey tarafından organize edilmesi, Halk İçişleri Bakanı M.C. Bağırov ve Azerbaycan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesinin (AK(b)P MK) bu çalışmalar içinde yer alması, Azerbaycan ve Dağıstan’daki Türk askerlerinin Sovyet karşıtı ayaklanmalara katılması ve casusluluk yönündeki faaliyetlerde itham edilmeleri, Azerbaycan K(B)P MK tarafından Kafkasya’da gizli askeri istihbaratın teşkili, Türk tebaasını, aynı zamanda savaş esirlerinin istihbarat amacıyla ve Bolşevik ideolojisinin Şark ülkelerinde Türkiye’de yayılması maksadıyla kullanılması. Azerbaycan K(B)P MK Teşkilat Şubesine Komintern aracılığıyla Türkiye’ye geri dönen Türk komünistler ve Türk Komünist Partisi ile ilişkiler kurulması konusunda talimat verilmesi, Azerbaycan KP MK Sekreterliğinin 16 Temmuz 1923 kararıyla tüm Türk öğretmenlerin sınır dışı edilmesi, Merkez İcra Komitesi (MİK) ve Halk Komiserleri Konseyi’nin (HKS) 17 Temmuz 1937 kararıyla Azerbaycan’daki Türk-Sovyet sınırının Türkiye Türklerden temizlenmesi. Bu konular kapsamında Sovyet yönetiminin aldığı kararlara Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ve diplomatik kurumlarının nasıl tepki verdikleri araştırılacaktır.



Author(s):  
Yavuz HAYKIR

Cumhuriyetin ilk yıllarında mevcut bulunan ve inşası düşünülen demiryollarıyla alakalı olarak dört demiryolu kongresi düzenlenmiştir. Nâfıa Vekili olan Süleyman Sırrı Bey’in başkanlığında 25Temmuz2 Ağustos 1925 yapılan Birinci Demiryolu kongresi, daha sonra Behiç (Erkin) Bey’in Nâfıa Vekilliği sırasında 17-20 Şubat 1926’da İkinci Demiryolu Kongresi, 6-8 Ocak 1927’de Üçüncü Demiryolu Kongresi ve 14 -16 Haziran 1927 tarihlerinde ise Dördüncü Demiryolu kongresi düzenlenmiştir. Bu düzenlenen demiryolları kongrelerinde Nâfia Vekili başta olmak üzere, yetkin mühendis ve bürokratların katılımıyla, demiryolu hatlarının yapım, güzergah, ray ve vagon tiplerinin belirlenmesi, kullanılacak malzeme, demiryolu güzergahlarında kurulacak atölyelerin yer ve büyüklüğünün tespiti, demiryolları teşkilatının yeniden yapılandırılması gibi konular üzerinde durulmuştur. Bu çalışmamızda yapılan söz konusu kongrelerde mevcut demiryolu hatlarının yapısı ve inşa edilecek demiryolu hatlarıyla ilgili ele alınan ve tartışılan konular ortaya çıkarılmıştır. Kongrelerde mevcut demiryolu hatlarında yapılacak düzenlemeler ve yeni demiryolu hatlarının inşası ile ilgili kararlaştırılan konular üzerine yapılan çalışmalar belirlenmiştir. Nihayetinde bu kongrelerde ele alınan ve kararlaştırılan konuların Atatürk döneminde demiryolu politikalarında uygulanıp uygulanmadığı tespit edilmiştir. Böylece yapılan kongrelerin demiryolu politikalarına yansıması ve katkısı ortaya çıkarılmıştır.



Author(s):  
Şayan ULUSAN

Türkler tarih boyunca astronomiye, gökbilimine ilgi duymuştur. Türklerin bu ilgisi gökbilimi konusunda yaptıkları çalışmalar ile kendini göstermiştir. Türklerin özgürlüğe olan tutkuları havacılık alanında da başarılı olacaklarının bir göstergesi olmuştur. Bu çalışmalar sonucunda elde edilen yön tayini, hava durumu, ay ve güneş tutulmaları gibi olaylar Türklerin bilimsel olarak açıklayabildiği hadiselerdendir. Mesela, Hezarfen Ahmet Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi Türklerin havacılıkta başarılı olacaklarının birer göstergesi olmuştur. Hezarfen Ahmet Çelebi planör benzeri bir araçla İstanbul Boğazı üzerinde uçarak Türk ve dünya havacılık tarihinde oldukça önemli bir hadiseyi gerçekleştirirken, Lagari Hasan Çelebi’de roket tarzı bir uçuşu hayata geçirmiştir. Türkler, 1911 Trablusgarp Savaşı’nda, İtalya’nın, Türklere karşı savaş aracı olarak uçağı kullanması üzerine, uçağın kullanan tarafa sağladığı avantajı ve üstünlüğü görmüştür. Bu durum, güvenlik açısından endişe duyan Türkiye’nin, bu alanda kendisini geliştirmesi için itici bir etken olmuştur. Özellikle 20. yüzyıl gelişen silah teknolojisi göz önüne alındığında güvenlik açısından Türkiye için havacılık daha da önem kazanmıştır. Türk Tayyare Cemiyeti, 16 Şubat 1925 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde Ankara’da kurulmuştur. Cemiyetin gayesi olarak da “Türkiye’de tayyareciliğin askeri, iktisadi, içtimai ve siyasi ehemmiyetini tanıtmak ve bu maksatla tayyareciliğe lüzumu olan insanları ve malzemeyi çoğaltmak ve Türk gençliğinde tayyarecilik aşkını uyandırmaktır” olarak belirlenmiştir. Atatürk, Türk Tayyare Cemiyeti’ni kurarak projelerinden birini daha hayata geçirmiştir. Cemiyet 1935 yılında “Türk Hava Kurumu” adını almıştır. Cemiyet, kısa sürede bir sivil toplum hareketine dönüşmüştür. Türk halkı cemiyete maddi ve manevi katkıda bulunmuştur. Bu dönemde yolu olmayan, ulaşım imkanları zorlukla sağlanan ülkenin en ücra yerlerinden bile Türk Tayyare Cemiyeti’ne inanılmaz ölçüde bağış ve yardımlar yapılmıştır. Türk halkı ürünün bir kısmını, hayvanını, arazisini, maaşını, evlenme yüzüklerini, gelinliğini ve hatta kefen parasını dahi kuruma bağışlayarak havacılık sektörüne dünyada hiçbir milletin sağlayamadığı desteği sağlamıştır. Türk Tayyare Cemiyeti, İstiklal Harbi’nden yeni çıkmış, yorgun ve yoksul bir halkın, gerçekleştirilmesi zor olan maddi-manevi desteğiyle hayat bulmuştur. Bu destek sayesinde ilk 10 yıl içinde 351 uçak satın alınarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağışlanmıştır. 3 Nisan 1926'da ise Türk havacılığının ihtiyacı olan teknik personelin eğitilmesi için de “Tayyare Makinist Mektebi” açılmıştır. “İstikbal Göklerdedir!” ifadesi o yılların coşkusu içinde söylenen sadece güzel bir söz değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne konulan bir hedeftir. Bu amaçla 3 Mayıs 1935'de Türkkuşu kurulmuştur. Atatürk'ün manevi kızı ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha Gökçen’de bu kurumun yetiştirdiği bir değerdir. Atatürk Dönemi’nde Türk havacılığında önemli atılımlar yapılmıştır. Atatürk, milletin havacılığa olan ilgisini sürekli canlı tutmayı başarmıştır. Vefatından sonraki dönemde Türk hava sanayisinin bir duraklama süreci yaşaması kendisinin havacılıkta üstlendiği rolü de ortaya koymaktadır.



Author(s):  
Feyza KURNAZ ŞAHİN

Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin 1929 Dünya Ekonomik Buhranı sonucunda durgunlaşan dış ticaretinin canlandırılmasını sağlamak ve memleketin iktisadî alanda gelişmesini hızlandırmak için sürdürülen propaganda faaliyetlerini ortaya koymak olarak tanımlanır. Bu kapsamda ülkenin belli başlı ihraç mallarının tanıtılması, yabancı memleketlerle olan ihracatın geliştirilmesi, iç ve dış pazarlarda Türk mallarının sürümünün artırılması için Türkiye’nin uluslararası alanda düzenlenen fuar, sergi ve panayırlara katılımını ve faaliyetlerini irdelemek temel amaçtır. Araştırmada öncelikle 1929 Dünya Ekonomik Buhranı sonrasında Türkiye’nin dış ticareti geliştirmek için ürettiği dış ticaret politikası ve aldığı tedbirler üzerinde durulmuştur. Bu amaçla Türkiye’nin dış ticari münasebetlerini sağlamak, bir taraftan dünyada sık sık değişen politik ve ekonomik seyri göz önünde tutarak milli iktisadı koruyacak bir ticaret politikası tespit etmek, diğer taraftan mevcut engellere rağmen ihracatı ilerletmeye çalışmak için geliştirdiği politika irdelenmiştir. Bu bağlamda Türkiye’nin yurt dışında Türk malı ve mahsullerine mutlak bir itibar temin etmek için yapmış olduğu güçlü bir propaganda faaliyeti olan uluslararası fuar, sergi ve panayırlara katılımı ve bu organizasyonlarda göstermiş olduğu başarı/başarısızlık ortaya konulmuştur. Çalışmanın temel kaynaklarını Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi belgeleri ve dönemin süreli yayınları oluşturmuştur.



Author(s):  
Dilek BARLAS

1923-1938 Atatürk dönemi dış politikasını bağlantısız bir dış politika diye nitelendirebiliriz. Bu dönemde Türkiye hiçbir büyük güce kendisini bağımlı hissetmemiştir. Zaten dünya ekonomik krizi nedeniyle tüm ülkeler içlerine kapanmak zorunda kalmıştır. Öte yandan kriz nedeniyle güçlenen Faşist İtalya ve Nazi Almanya’sı çevrelerine tehdit oluşturmaya başlamışlar ve bu durum Türkiye’yi komşuları ile daha yakın bir ilişkiye girmesini sağlamıştır. Atatürk özellikle Balkan ülkeleri ile iş birliğine önem vermiş hatta bu iş birliğini Akdeniz’e de yaymak istemiştir. 1939 yılında savaşın başlamasıyla Türkiye, İngiltere ve Fransa ile ittifak antlaşması imzalamak zorunda kalmıştır. Buna rağmen Türkiye bu ülkeler safında savaşa girmeyerek tarafsız bir politika izlemiştir. Savaşın sonuna doğru Birleşmiş Milletlerin bir parçası olabilmek için Mihver devletlerine savaş ilan etmiştir. 1946 yılında Missouri’nin Türkiye’yi ziyareti Ankara’nın Washington ile yakınlaşmasına doğru atılan ilk adımdır. Bundan sonraki adım Truman doktrinini Türkiye’nin kabul etmesidir. 1947’den sonra Pax Britannica döneminden Pax Americana dönemine geçilmiş, Türkiye de kaçınılmaz olarak yeni dünya düzeninin içerisinde yerini almaya başlamıştır. Türkiye’nin ABD ile ilişkisi Avrupa devletleri ile olan ilişkilerinden farklıdır. Osmanlı mirasından dolayı Avrupa’nın büyük güçlerine karşı temkinli davranan Türkiye, ABD ile ilişkileri geliştirmekte daha istekli davranmıştır. Oysa İngiltere bölgeden hemen çekilmemiştir. 1957 Eisenhower Doktrinine kadar özellikle Ortadoğu bölgesinde ABD ve İngiltere birlikte hareket etmişlerdir. Ankara Washington ile daha yakın ilişkiye girmek istese de ABD bölgeye temkinli yaklaşmaktadır. 1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya girişi iki ülkeyi birbirine daha yakınlaştırmıştır. 1955 yılında ABD, İngiltere’nin üye olduğu Bağdat Paktını desteklese de ancak 1957 yılında Eisenhower Doktrini ile Ortadoğu’da daha etkili hale gelmiştir. Ankara’nın İngiltere ve ABD’ye karşı ikilemli tutumu da bu tarihten sonra daha netleşmiştir.



Sign in / Sign up

Export Citation Format

Share Document